26.07.2008

Ayağını denk al, yoksa...

Ayaklarımız 26 kemik, 114 bağ ve 20 kastan oluşuyor. Onlarla dünyayı, yaşamımız boyunca yaklaşık olarak 2,5 defa turluyoruz. Ayaklarımızın yapısını ve nelere katlanmak zorunda olduklarını biliyor muydunuz?


Ayak, bir sanat eseridir.

Ayakları kimse takdir etme­se de, istatistikler ediyor. Beşikten mezara kadar, günde yaklaşık 150 milyon adım atıyoruz. Yaşam boyunca, ortalama 100.000 kilometre yürüyo­ruz, bu da yaklaşık olarak dünya et­rafında 2,5 tur anlamına geliyor. Günde yaklaşık 3 kilometre yol yürü­yen ortalama bir insan için oldukça etkileyici bir performans... Ancak, garsonlar, postacılar, gezginler ya da uzun mesafe, yürüyüş yapanların al­dığı günlük mesafe rahatlıkla bunun iki veya üç katına çıkabiliyor.

Kadavralar üzerinde araştırmalar yaptığı için konu hakkında bilgisi olan doğa araştırmacısı Leonardo da Vinci, "Ayak, 26 kemik, 114 bağ ve 20 kastan oluşan bir sanat eseridir" demişti. Anatomik olarak bakıl­dığında bu sanat eserinin temel yapı­sını, 7 bilek kemiği, 5 tarak kemiği ve 14 parmak kemiği oluşturuyor. Bu kemikler iç içe geçmiş iki kemer şek­linde: biri ayağın uzunluğu yönünde, ikincisi de ayağın ön bölümünde eni­ne doğru... Çok sayıda bağ ve kas ki­rişi, tüm bu parçaların birbirine bağ­lanmasını ve birlikte çalışmasını sağ­lıyor. Bir eldiven gibi hareketli ve es­nek, ama aynı zamanda sağlam ve dengeli olmak gibi birbirine tama­men zıt iki temel işlevi ancak bu şekilde gerçekleştirebiliyor. Ayrıca, dengede durma eylemi için birçok canlı dört desteğe ihtiyaç duyarken, insan iki ayaküstünde durabiliyor.

Hareket halindeyken inanılmaz şeyler yapabiliyor. 100 kiloya varan ağırlığı, topuklardan eklem kemikle­rine aktararak yay görevi görüyor. Topuk, derialtı yağ dokusuna bağlı bulunan odacıklarla dolu bir bağ ve yağ dokusundan oluşuyor. Bu yapı­sıyla, yürüme sırasında serbest kalan hareket enerjisini frenleyen yüksek nitelikli tampon görevi görüyor. Dok­torlar, dünyada ayak kadar hassas ve güvenilir bir şekilde fren yapabilen başka bir sistemin (ABS de dahil) da­ha bulunmadığını belirtiyorlar.

Ayaklarımızın taşıdığı yük

Yürüme sırasında sadece beden ağırlığını taşırken, koşma sırasında yaylanarak beden ağırlığının iki ya da üç katına fırlatması gerekiyor. Bu hareketi, maraton koşusunda ayak başına 12.000 defa yapabiliyor. Meksika'da yaşayan Tarahumara Kızılderilileri'nin koştuğu süper ma­ratonda, ayaklar 36 saat boyunca hiç durmuyor. Ve onlar daha birçok şe­ye dayanıyorlar. Kaleciler, kale önünde topa vurup, hızı saniyeden bile daha kısa bir sürede 120 km/s'ye çıkararak 90 metre uzaklığa fırlattıklarında acı bile hissetmiyor. Paten kayan bir kişi 60 km/s hızla virajı dönerken, ayağa, daha doğrusu 1,3 santimetre enindeki kızakların üstüne 650 kilogram basınç uygulu­yor. Ayak, yüksek atlama yapan at­lete, çıtanın üstünden heyecan verici atlayışlar, balerine de parmaklarının üstünde nefes kesen dönüşler yaptırtıyor. Tenis oyuncusunun zıplama hareketi, kikbokser'ın hızlı tekmele­ri, jimnastikçinin artistik denge hare­ketleri onlar olmadan gerçekleşe­mezdi.

Canlıya destek veren bu organlar sadece yürürken, hoplarken, dans ederken ya da koşarken de ağır çalış­mak zorunda. Normal ayakta durur­ken bile sürekli hareket ediyor, öne, arkaya yana eğiliyor ve bu sırada be­denimizin ağırlık noktasını sürekli değiştiriyoruz. Bir de, genellikle pürüzlü zeminde hareket ettiğimiz ya da engeller üzerinden geçmek zorunda olduğumuz düşünülürse... O anda burnumuzun üstüne düşmememiz için, ayağımız yıldırım hızıyla tepki vermeli ve yeri güvenli kavramalı.

Ayak tabanında bu işleri yapmak­la görevli yüzlerce sinir re­septörü var. Beynimi­ze, ayakların bulunduğu yer ve zeminin nitelikle­riyle ilgili sayısız bilgi gönderiyor. Kafatasının içindeki bilgisayar da, ayaktaki ve bacaktaki kasları hareke­te geçirerek, doğru pozisyonu alma­mızı sağlayan belirsiz sinir sinyalleri gönderiyor.

Seni gıdıgıdı cezası

Ortaçağ'da, ayakların duyarlı ol­masından yararlanılarak insanlara cezalar veriliyordu. Cezalandırılacak kişinin ayaklarını, ortasında iki tane delik bulunan tahta levhanın arasına kilitliyorlar, sonra da saman çöpleriyle gıdıklıyorlardı. Çok kötü bir iş­kence olmalıydı.


Ateş üstünde yürüyebilir miyiz?

Son birkaç yıldır, çeşitli korkular­dan kurtulmak, motivasyonu artırmak ve "içerdeki ben"i bulabilmek için özel seminerler ve yöneticilik kursla­rında, yanan kömürlerin üstünde yü­rüyebilme hünerini geliştirmek çok moda. Bu, ruhun maddeye karşı bir zaferi mi yoksa bir mucize mi? Max-Planck Enstitüsü'nden bilim adamları bu ilginç olayın sırrını uzun süre önce çözmüşler. 900 santigrat derece yeri­ne 440 santigrat dereceye getirilen kor sıcaklığı, ayakların altında 100 santig­rat derece olarak hissediliyor. Bu sı­caklık da, önceden antrenman yapma­sa da herkesin kısa bir süre için dayanabileceği bir sıcaklık.

Aşırı yük

Aydınlanmanın dinlenmek bilme­yen filozofu Jean-Jacques Rousseau "Ruhumun hareket etmesi gerekti­ğinde, bedenim de hareket halinde olmalı" demişti. Peki biz durmak bil­meyen ayaklarımıza nasıl teşekkür ediyoruz? Günün üçte ikisinde sağ­lıklı olmayan, koyu renkli, iyi havalandırılmamış deri, kumaş ya da sen­tetik malzemelerden yapılan ayakka­bılar giyerek... Ya da onları spor ya­parken bileğimizi incitip, kas liflerini yırtıncaya, sinir uçları iltihaplanıp kemiklerin ağrısından ağlayıncaya kadar yorarak. Aslında çok dayanıklı olan yürüme aracımızın gücü bir gün, bir yerde tükenebiliyor. Doktor­lar, "Halux valgus"tan şikâyetçi olan insan sayısının hızla yükseldiğine işaret ediyorlar. Bu rahatsızlık, özel­likle kadınların ayaklarını sivri uçlu ve dar ayakkabılara sıkıştırmaya ça­lışmaları sonucu ortaya çıkıyor. Ayaklar, kadınların, özellikle de yeni modayı takip eden gençlerin hoşlan­dığı şeylerden; yani yapısını bozdu­ğu, eklemlere, tabana ve parmaklara zarar verdiği için doktorların ısrarla uyardıkları apartman ya da yüksek topuklardan nefret ediyorlar. Uçları büyüyen parmaklar, çekiç parmaklar, nasniar, tabanı çökmüş, çarpık ya da düztaban ayaklar sık görülen şikâyet­ler... Bunlar, uygun olmayan ayakkabıların giyildiği çocukluk dönemin­den kaynaklananlar. Bir de, ilerleyen yıllarda yaşlılık nedeniyle ortaya çı­kan şekil bozuklukları görülüyor.

Sahilde çıplak ayakla... Ayaklar kendilerini, rahatsız ayakkabılardan kurtularak kaldırımlardan uzaktaki kıyılarda, kumların üzerindeyken çok özgür ve rahat hissediyorlar. Doktorlar, ayak sağlığı için bu dinlenme programını daha sık öneriyorlar.

Aşırı yüklenildiği için, ayak rahat­sız olmaya başlayınca, bundan bütün beden etkileniyor. Dizlerde ağrı baş­lıyor, sinirler iltihaplanıyor, sırt ağrıları başlıyor. Bu şikâyetleri sporcular yaşadıkları zaman, doğrudan performansları ve bununla birlikte ruh sağlıkları etkileniyor. Kondisyon sporlarıyla uğraşanların neredeyse yarısının ayaklarında şekil bozukluğu görülü­yor. Ve sporcular, ayak sağlığını ko­rumak bir yana, kötüleştirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Onlara işkence yapmak yerine daha çok ilgilenilmeli. Ne de olsa insanları, canlı­ların hakimi yapan ayaklar...

Kaynak: Focus Temmuz 2000

0 yorum:

Arama

Loading

arama motoru..

Subscribe via email

Enter your email address:

Delivered by FeedBurner

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İzleyiciler

Blog Listem

My BlogCatalog BlogRank Free blog counters BlogBurst.com Check PageRankOpen Directory Project at dmoz.orgAdd to Technorati Favorites! Msn bot last visit powered by MyPagerank.Net Yahoo bot last visit powered by MyPagerank.NetBlog Linkleri Link Dizini